İKİ KERE İKİ..


Matematikte değişmeyen kuraldır.

İki kere iki hep dört eder.

Alırken de öyledir, satarken de öyledir.

Ekonomide de değişmeyen kuraldır.

Bir malın değerini, piyasadaki durumu belirler.

Siz,  büyük bir kentin Sebze Haline o günkü talebin iki katı ürün yığarsanız, o ürünün fiyatı yarı yarıya düşer.

Ama talebin yarısı kadar mal getirirseniz, ürünün fiyatı ikiye  katlar.

Ya da topraklarınızda, yıllık tüketim miktarının yarısı kadar soğan yetişirse, soğan karaborsaya düşer.

Ama topraklarınızda, yıllık tüketim miktarının iki katı patates yetişirse, üretilen patatesin yarısı hayvan yemi olur.

Bu gün marketlerde 1 kilo sarımsağın kilosu 120 lira ise, bunun sorumlusu üretim planlaması yapamayan yönetim anlayışıdır.

Ya da Mısır’dan ithal edilen patatesin, bu ürünün ambarı olarak bilinen Niğde’de torbası değiştirilerek ‘Niğde Patatesi’ diye satılmasının sorumlusu da patates üreticisini, soğan üreticisini, sarımsak üreticisini kaderi ile baş başa bırakan iktidardır.

Ondan önemlidir, her alanda üretim planlaması.

Bu mekanizmanın kurulduğu ve sağlıklı işlediği ülkelerde, bizde olduğu gibi fiyatlarda sürprizler yaşanmaz.

Ülkelerin ekonomik sistemlerine gelelim.

Her ülkenin bir Merkez Bankası vardır, parayı yönetir.

Hem de bir aile babası ciddiyetinde.

Milletin alım gücüne ve uluslar arası para hareketlerinin gelişimine göre paraya yön verir.  Gerektiğinde borç alır, gerektiğinde borç verir. Paranın değerini korumak önceliklerinden biridir.

Merkez Bankaları o kadar ince hesap yapar ki, bir miktar parayı bir köşede tutar, buna da İhtiyat Akçesi denir, zor zamanlar için saklanır.

O ülkenin Merkez Bankası, o ülkenin parasının uluslararası piyasalarda değerini korumak için yeri gelir can yakıcı kararları uygulamaya koyar.

Siyasal iktidara, milletten ‘Ne oluyor kardeşim. Hani siz farklı şeyler söylüyordunuz?’ sorusu gelince de iktidar edenler, “Merkez Bankası bağımsız bir kuruluştur. Vardır bir bildikleri” der, diyebilir.

Ayrıca Uluslararası para piyasaları vardır.

Zorda kalana borç verir ama borç verirken o ülkenin uluslararası kriterlere göre Risk Puanını hesaplar, alacağı faizi ona göre belirler.

Şu anda güzel ülkem, bu risk puanı hesaplamasında diğer ekonomilerden yüzde 6,5 daha kötü durumda.

Yani ABD Merkez Bankası bize borç verecekse yüzde 6,5 risk faizini peşin koyar, sonra da diğer eklemeleri yapar ve yüzde 8-9 yıllık faiz oranı ile size borç verir.

Sadece bu kadar değil.

Güçlü ekonomiler borç verecekleri ülkelerin Demokratik Standartlarını, Merkez Bankasının bağımsızlık ölçüsünü, Merkez Bankasının parasal gücünü, Adalet mekanizmasının sağlıklı işleyip işlemediğini de denetler.

Bu da gayet doğaldır.

Mesela sizden biri borç para istediğinde, siz vereceğiniz parayı kumara yatıracağını bildiğiniz birine borç verir misiniz?

Vereceği borcun geri dönüşünü güvenceye almak durumundadır, ekonomik kurumlar.

İşte bütün bunların üzerinde bir ekonomik oluşum daha vardır IMF.

IMF daha çok zor durumdaki ülkelerin başvurduğu bir finansal kuruluştur.

Hani geçenlerde bizden 5 milyar borç istemişti de sonra vazgeçmişti ya, işte o kurum.

IMF’den borç para istemek için bir ‘Niyet Mektubu’ hazırlayıp, alacağınız borcu nasıl değerlendireceğinizi kuruşu kuruşuna hesaplayıp vermek zorundasınız.

Durun daha bitmedi.

Borç istediğiniz IMF’de bir niyet mektubu hazırlar ve der ki;

“Benim vereceğim parayı, üretime, istihdama, dışsatıma yöneltmek zorundasın. Ayrıca vereceğim her kuruşun nerelerde kullanıldığını da aylık raporlar halinde  bana bildirmelisin. Benim uzmanlarım da düzenli olarak paramızın nasıl kullanıldığını denetleyecek..”

İşte IMF bu nedenle birilerinin işine gelmiyor.

Şimdi anladınız mı, para talep ettiğimiz ülkelerden nasihat almamızın nedenini.

Şimdi anladınız mı Türk Lirası’nın acınası halinin sorumlusunu.

Şimdi anlarınız mı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Kasasının tamtakır olmasının nedenini.

Şimdi anladınız mı Dolar’ın, altının ve uluslar arası para birimlerinin Türk Lirası karşısında durmadan yükselişinin nedenini.

Şimdi anladınız mı, her kriz döneminde hatırlanan ‘Dış Güçler’ Masalının ısıtılarak yeniden sofraya sürülmesindeki çaresizliği.

Sizi bilmem ama ben bir şeyi bir türlü anlayamıyorum;

Bu dış güçler ekonomisi tıkır tıkır işleyen ülkelere saldırmak yerine neden sürekli değer yitiren Türk Lirasına sardı da, ikide bir paramıza saldırıyor?

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
29Ağs

YETİŞTİREMİYORUZ..

28Ağs

TUTMAZ..

27Ağs

NE BEKLİYORSUN?

26Ağs

PITRAK PARTİLERİ..

25Ağs

BAK KARDEŞİM..