BÜYÜK OYUN


Emperyalizmin ektiği cehalet tohumları büyüdü, boyverdi ülkelerde ve milletler üzerinde söz sahibi konuma geldi.
Şimdi ise, Emperyalizmin çıkarları için, bilerek, isteyerek kendi kendini ve hakim olduğu ülkeleri yok ediyor..
Bu yok oluşu, bu yok edişi de çeşitli 'yarar' ambalajlarına sarıp sarmalayarak, topluma, toplumlara yutturuyor.
Dünya üzerinde, parasal, askeri, teknolojik ve bilimsel efendiler yarattık.

Onlar senaryoyu yazıp elimize veriyor, bizler de başarılı bir tiyatro sanatçısı edasıyla sahneliyoruz.
Oyun bitiyor ve bakıyoruz ki, sahne, seyirci ve oyuncular tarumar olmuş.

Kan ve gözyaşı dışında bir şey yok, sadece yönetmen mutlu, sadece yönetmen rahat.
Örnek mi istiyorsunuz;
Ben çocukken başladı Filistin topraklarının dramı. Yıllardır, müslümanlar ile ben daha da müslümanım iddiasında olanlar hep kavga ettirildi. Her kavgadan Filistin ve bölgedeki halklar zararlı, İsrail Siyonizmi ise hep kazançlı çıktı.
Zira Müslümanım diyenler ile ben daha da Müslümanım diyenlerin çatışmasında kullanılan silahlar hep 'Madein USA' damgası taşıyordu..
Sonuç; Yıkılmış, harap olmuş ve silah alacak gücü kalmamış, bir coğrafya parçası..
Silah tüccarları boş oturacak değil ya, yeni Filistinler oluşturulması, insanların 'Allahü Ekber' diyerek birbirlerini öldürecek yani topluluklar oluşturulması, onlar birbirini kırarken yeraltı ve yer üstü zenginliklerinin elde edilmesi de gerekiyordu.
"Saddam'ın nükleer silahları var" yalanı ile girildi Irak'a..
Olmadığını herkes gördü ama kimin umurunda. Bir Irak'tan bir kaç Filistin yaratılamaz mıydı. Hemen Işid adıyla bir çadır örgüt kuruldu, malesef birilerinin de yardım ve desteğiyle Irak'ın altın değerindeki topraklarını bünyesinde bulunduran Musul işgal ettirildi. Ardından her türlü etnik ve dini önyargılar sürüldü cepheye.. Musul'un işgali sırasında sesini çıkarmayan, konsolosluk görevlilerimizi çoluk çocuk rehin alırken yan dönüp bakmayanlar, ‘Onlar hasım değil, hısım’ diyerek gelişmeleri bir kenardan izledi.  

Libya'da, Suriye'de, Mısır’da, Irak'ta oynanan büyük oyunların kazananı kim bir bakar mısınız..
Dünya devlerinin hakimiyet kavgasına kurban edilmedi mi, Afganistan, Pakistan..
Bizi yönetenlerin akıllarını başlarına almasının zamanı geldi de geçiyor.
Ateş tüm Ortadoğuyu sarmakla kalmadı, güney sınırlarımıza geldi dayandı.

ABD’nin, İsrail’in maşaları, devşirmelerden oluşan  Işid denilen belayı bizim başımıza sarmak için çaba harcanıyor bu günlerde.

Özetlemek gerekirse, ABD, Almanya, Fransa, İngiltere bir yandan, Rusya ve Çin bir yandan çektiler önlerine Dünya denilen yer küreyi, istikrar gördükleri her yere istikrarsızlık, iç çatışma, dinsel temelli bölünme, mezhepsel mücadele, etnik farklılıkları ön planda tutarak bölüp parçalama virüsü dağıtıyorlar.
Kültürel donanımı tam toplumlar, emperyalizmin bu oyununa gülüp geçiyor.
Ama başta Ortadoğu olmak üzere kültürel anlamda geri bırakılmış ülkelerin toplumları kuşanıp silahı komşusundan başlıyor mezhepsel ve etnik temizliğe.
Bazı avcı yedekleri de, 'bu paylaşımdan bize de hisse düşer mi acaba', ya da ‘bir koyun 5 alacağız’ hevesi ile takılıveriyorlar, emperyalistlerin kuyruğuna.
Taşeronluk yapmanın, ilerde hürriyetlerini, bağımsızlıklarını tehdit, hatta yok edeceğini hesaplamadan.
Sadece bir örnek;
Işid denilen Ahlaksız ve Allahsız yapının bu güne kadar bir ABD hedefine, bir İsrail hedefine saldırdığına tanık oldunuz mu?
Çünkü, bu yapı ABD'nin diktiği zehir ağaçlarından sadece bir tanesinin meyvesi..
Sadece Işid mi?
Onlarca dini, mezhepsel ve etnik motifli örgüt var.
Aynı sözleri söyleyerek kesiyorlar birbirlerini..
Hala farkında değil misiniz;
Lüks yaşam, gurur, kibir ve gösteriş uğruna, bencillik, zevk, sefa, arzulara tapınma pahasına, egemenlik, üstünlük, tahakküm etme, egolar uğruna yok ediliyor insanlık..
Böbürlenme, kurnazlık, köşe dönmece ve haksız kazançla yaşam katlediliyor.
Ozonu yok ettik, iklimler değişti, karbon salınımı çoğalıp atmosferi aştı.
Ahlak, sağlık, çevre, gıda, hava, su, toprak çoraklaşınca, cezaevleri. hastaneler ve kavgalar çoğaldı.

Daha çok kazanma, daha geniş coğrafyada hakimiyet kurma uğruna insanlar birbirine kırdırılıyor, yeni coğrafya parçaları oluşturuluyor.
Ekonomisini, iç çekişmelere, savaşa, lükse, harcayanlar iflas ediyor ve yok oluyor.

Örnek mi?

Türkiye.

İki emperyalist gücün mengenesinde eziliyor, suyumuz sıkılıyor, can veriyoruz.

PKK-PYD teröristlerini uzaklaştırmak adına, emperyalizm kucağımıza Nusra gibi, Işid gibi cani yapıları oturtmaya çalışıyor.

Buna rağmen demiyor, diyemiyoruz.

“Amaçlarına silah kullanarak, can alarak, kelle keserek, bomba atarak ulaşmaya çalışan örgütlerin tamamı ya ABD’ye, ya Rusya’ya hizmet ediyor” diye.

Ne uğruna;

“PYD bizden 30 kilometre uzakta olacak” diye..

Peki çözüm nedir?

Bağımsızlık treninden inmemek, ya da yeniden binmek..

Peki, mümkün mü?

Bu kafayla, bu kafalarla hayır..

Zira, gelinen noktada bağımsızlık güzel milletim için artık ütopya haline geldi, getirildi.

Yani, Atatürk’ün gaflet ve dalalet uyarısını görmemezlikten geldik.

Umarım, ‘Hıyanet’e kadar uyanırız..

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
29Ağs

YETİŞTİREMİYORUZ..

28Ağs

TUTMAZ..

27Ağs

NE BEKLİYORSUN?

26Ağs

PITRAK PARTİLERİ..

25Ağs

BAK KARDEŞİM..

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ