ANALİZ


42 yıllık gazetecilik yaşantım boyunca, ülkemde ve dünyadaki gelişmelere bakarak edindiğim izlenim, 'en kötü demokrasinin, en iyi teokrat anlayıştan daha halk yararına olduğu'dur. 
Bu nedenle, gerek yazılarımda, gerek sohbetlerimde, gerek tv programlarında Demokrasi konusunda ödünsüz oldum, dilim döndüğünce de 'Demokratik Sistemlerin' ülke ve insan yararını hep ön plana çıkardım..
Ve aynı dönem boyunca içinde silah olan, içinde kan olan hiç bir uygulamanın insani olmadığı görüşünü de dillendirmeye çalıştım.

Bu süre zarfında da hep, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, ülkede demokrasinin güvencesi olduğunu, bir takım çapulcu topluluklarının asker korkusu yüzünden, adım atarken dikkatli davrandıklarını da gözlemledim.
Ama malesef son 6 yıl içinde Türk Silahlı Kuvvetlerine iki ayrı darbe birden yapıldı. Birincisi, Ergenekon, Balyoz, Casusluk ve Ay Işığı adı altında, bir takım yargıdaki cübbelilerin Şerefli Komutanları, demokrasi konusunda ödünsüz askerleri nasıl kıyma makinasına attıklarını hüzün içinde izledim. Uyardık yazılarımızda. Yapmayın dedik. Ülkemizde terörün belini kıran şerefli subaylarımızın, belini kırdıkları teröristlerin gizli tanıklığı ile ve uydurma belgelerle nasıl yok edildiğini 5-6 yıldır hüzünle izledik.
Onurlarından ödün vermeden, hukuk mücadelesini sürdüren bu komutanlar, aklandılar ama bulundukları görevlere artık dönemediler ki, amaç da zaten buydu..
Meydan, Türk Silahlı Kuvvetlerini etkisizleştiren üniformalı ve asker görünümlü Cemaat kuyruğuna takılmışlara kalmıştı.
Onlar da, gerçek yüzleri ortaya çıktığı için Ağustos Şurası’nda etkisizleştirileceklerini anlayınca ellerindeki devlet imkanlarını kullanarak ve gariban askerleri de amaçlarına alet ederek güzel ülkemi kana buladılar. 
Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan ve siyasilerin beyanlarına baktığımızda, bu olayın Fetullahçı Yapılanmanın Ordudaki uzantıları tarafından yapıldığı gerçeği ortaya çıkıyor.
Zira bu yapılanmanın uzantılarına el atıldığında, devletin yargısının, polisinin karşısına uzantıların iktidardaki kanatları çıkıyor. Bu yüzden de, Sayın Cumhurbaşkanının kararlılığına rağmen, göstermelik bir kaç operasyondan başka bu yapının üzerine yeterince gidilmedi.
Allah korusun, 15 Temmuz Kalkışması başarılı olsaydı, inanın bu gün meydanlarda halkı galeyana getiren ve demokrasi havarisi kesilen bir çok siyasetçimiz, "Biz zaten hocaefendiye bağlıydık, gittik, elini eteğini öptük, ama konjoktür gereği sesimizi çıkaramadık" diye yine meydanlara akacaklardı. Bu da gösteriyor ki, Devlet ve iktidar siyasetinin içerisinde hala bu yapının etkinliği söz konusu.
Çok basit bir örnek vereyim.
O yıllarda ünlü Türkçe Olimpiyatları yapılırdı. Dünyanın değişik ülkelerinden çocuklar getirtilir, bu olimpiyatlarda türkü okur, şarkı söylerlerdi. Salonları hınca hınç dolduran kalabalığın protokol bölümündekiler, timsah gözyaşları döker, kürsüye çıkmayı başaranlar ise, 'Gel artık ne olur, bitsin bu hasret' nameleri ile 'Şimdi vatan haini' dedikleri Fetullah Gülen için kitleleri ağlatırlardı. O günün medyasında, iyi bir yönetici konumuna gelmenin yolu Zaman Gazetesi'nde çalışmış olmaktan geçerdi. 
Dünya Ticaret Merkezi'nin 13 bin kişilik Salonunda yapılan 2013 olimpiyat gösterisinde, önlerden yer bulmak için benden yardım isteyen bu günün Reisçilerinin! isimlerini yazsam, küçük dilinizi yutarsınız.
Ya da Kayseri'nin dinamiklerini toplayıp Pensilvanya'ya kampa götüren, bu sözde hocaefendinin nasihatlerini! huşu içinde dinleyen, ABD'deki çiftlikte bir hafta pinekleyen isimlerin, götürülenlerine operasyon yaparken, götürenini taltif etmekle de bu yapıyla başetmek mümkün değildir.
Sayın Cumhurbaşkanı bilmiyor mu, illerde bazı paralel öncüsü isimlerin AKP Milletvekilleri tarafından koruma altına alındıklarını. 
Örnek mi istiyorsunuz, 'Kayseri şeker yapılanması ve bu yapılanmanın önünde kendini siper eden milletvekilleri..'
Haklarında onlarca haber yapıldı, yüzlerce iddia ortaya atıldı. Bir o kadar şikayette bulunuldu. Ama 16 Temmuz Sabahı'nda Kayseri Şeker Fabrikası'nın kapısına 'Devletimizin, hükümetimizin, demokrasimizin yanındayız' diye pankart astılar.. Çünkü yükselen değer demokrasi havariliğinden geçiyordu.

3 yıldır Şeker Dosyasının kapağını daha yeni açtı mahkemeler. Dosya Boğazlıyan-Yozgat-Kayseri arasında mekik dokudu adeta.
Çok iyi hatırlıyorum, 12 Eylül Askeri yönetimi Milli Eğitim Müdürlüklerine 1983 yılında bir genelge göndererek, liselerde okulların girişlerine Atatürk Köşesi oluşturma talimatı vermişti.
Talimat yazısının haftasında bu köşeyi oluşturup, dönemin valisinin ve yöneticilerinin de katıldığı törenle açan lisenin bağlı bulunduğu vakfın başında bu gün kayyum var.
Yani demek istediğim, kamuflaj konusunda bu yapının eline kimse su dökemez.
Ve bu yapı, geneldeki ve yereldeki seçilmişlerin ve siyasilerin destekleri ile bu hale gelmiştir. 
Bu gün de göstermelik mücadele ile bu yapının devlet mekanizmasından, kamu bürokrasisinden, yerel yönetimlerden temizleneceğine ihtimal vermiyorum.
Sadece Kayseri'den bir soru yerel yöneticilerimize. 25 Aralık'tan sonra, Sayın Erdoğan'ın açık talimatlarına rağmen, yönettiğiniz belediyelerde paralelden kaç yönetici veya çalışanla ilgili işlem yaptırdınız?

Fetullahçı Yapıya,  arsa vasfı değiştirerek milyonlarca liralık kaynak sağlamaya yönelik meclis kararını alan (Bu karar daha sonra iptal edildi), hangi meclis üyesi hakkında işlem yaptırdınız?

Ucu kendilerine dokunacağı için kripto isimleri kollama faaliyeti Kayseri'de de, bir çok ilde de devam ediyor.
Zira hala bazılarının arkasında ağabeyleri var ve himaye etmeyi sürdürüyorlar.
Bu ağabeylerin büyük bölümünün de tehdit edilerek destek vermek zorunda bırakıldıklarına inanıyorum. Çünkü kamu rantının bölüşülmesi sırasında el ele, kol kola iş yaptılar.
Ve daha da önemlisi, bu yapı kasetçilik konusunda İsrail'in Mossadı, ABD'nin CIA'sından daha maharetli. Kim bilir ne kasetler var ellerinde.
Sonuç; Türkiye 15 Temmuz gecesi bir kabus yaşadı. Polisin daveti ile ve İmamların çağrısı ile sokağa inenleri demiyorum, ama girişim duyulur duyulmaz, sosyal medyadaki hesabında, 'Ben meydana çıkıyorum, demokrasi için gerekirse canımı veririm' diyen gönüllü demokrasi kahramanlarının kararlı duruşu ile de bu derin plan, verdiğimiz şehitlere rağmen sonuca ulaştırılamamıştır. Sonrası saatlerde ise malesef, bu kararlı duruş zontaların ve magandaların boy gösterdikleri platformlara dönüştürülmüştür. 
Zira, hiç bir onurlu Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşı, hiç bir şeyden habersiz kendisine verilen emir gereği, dikildiği noktada nöbet tutan bir erin boğazını kesecek kadar haysiyetsiz ve onursuz olamaz. 
Ve hiç bir Türk Silahlı Kuvvetleri'nin namuslu şerefli subayı da, 'Halka ateş açılmasını emredecek, meclisin bombalanması talimatı verecek kadar şerefsiz ve haysiyetsiz olamaz...

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
29Ağs

YETİŞTİREMİYORUZ..

28Ağs

TUTMAZ..

27Ağs

NE BEKLİYORSUN?

26Ağs

PITRAK PARTİLERİ..

25Ağs

BAK KARDEŞİM..