Kayseri'deki o mahallenin ilginç hikâyesini biliyor musunuz?
Tarihçi Mustafa Cingil, Kayseri'nin tarihi derinliklerini aktarmaya devam ediyor. İşte onlardan birisi daha… Detaylar Kayseri Olay haber merkezince derlediğimiz Kayseri haber bülteninde.
Tarihi, kültürü, mimarisi ile baş döndüren Kayseri’nin bilinmeyenlerini Tarihçi Mustafa Cingil aktarıyor. Cingil, bu kez de Kayseri’deki tarihi derinliği ve aşkları ile bilinen Gürcü Mahallesi’nin ilginç hikayesini anlattı. Peki siz o mahallenin hikayesini biliyor musunuz? İşte detaylar…
Tarihçi Mustafa Cingi, Gürcü Mahallesi’nin ilginç hikâyesini şöyle aktarıyor;
“Gürcü Mahallesi… Eminim duyunca bir yerlerden aşinalık hissetmişsinizdir.
Günümüzde… Kayseri Merkez Bankası karşısındaki Kiçikapı mahallesi içinde yeralan…
Elektrik ve aydınlatmacı esnafının yoğun olduğu yerden başlayarak…
Kuzeye doğru, Ulu Cami yakınındaki leblebicelere kadar uzan bir mahalle idi.
Artık… Gözünüzün önüne bir şekilde gelmiş, belki de mekânı tam olarak bilmişsinizdir.
Peki… Ya Gürcü Mahallesi’nin ilginç hikâyesini !..
Dönem… Selçuklu Dönemi…
Alâeddin Keykubad ile eşi Hunat Hatun’un dönemi.
Sultan Alâeddin Keykubad Kayseri’de zehirlenerek öldürülüp oğlu II.Gıyâseddin Keyhüsrev daha 16 yaşında tahta çıkarılıp…
Hunat Hatun da valide sultan konumuna gelince…
Her anne gibi Hunat Hatun’da oğlunun mürüvetini görebilmek için hemen evlendirme telaşına girer.
Oğlu Gıyâseddin’i zaman içerisinde iki hanım ile evlendirir;
•Bizanslı Berdûliye Hatun ve
•Gürcü Tamara Hatun.
Ayrıca oğlunun Rum bir cariyesinden de oğlu olur.
Hem annesi hem de Gıyâseddin Keyhüsrev için hepsi bir tarafa…
Eşi Gürcü Tamara bir tarafa idi!
Zaten Tamara’nın Türk hanedanları ile ilişkisi kendisinden çok önce yine kendi adı ile bilinen annannesi Kraliçe Tamara ile başlamıştı aslında.
Annanne Kraliçe Tamara, eşini kaybedince devletin başında tek başına yaşamanın zorluğunu bildiği için…
Alâeddin Keykubad’ın amcası da olan…
Dillere destan yakışıklılığı, karizmatik, sert mizacı, çok da zekî olması ile nam salmış Süleyman Şâh’ı babası II.Kılıçarslan’dan evlenmek için istemiş…
Süleyman Şâh ise bu teklife şiddetle karşı çıkması ile evlilik gerçekleşmemişti.
Anneanne Kraliçe Tamara’nın aşkı da platoniklikten öteye gidememiş idi.
Ana kraliçe bir Türk hanedanı ile evlenememişti ama kızı Rosudan…
Alâeddin Keykubad’ın amcaoğlu (kuzeni) ile evlenmiş…
Erzurum melikinin oğlu da olan kuzen Türkânşâh…
Kraliçenin kızı Rosudan’a deliler gibi aşık olmuş, onunla evlenmek için Gürcü sarayına içgüveyi olarak gitmiş hatta dinini değiştirip Hıristiyan bile olmuştu!
Ama şimdi…
Hem anneanne, hem de annesinden sonra Tamara…
Anne Rosudan ile Türkânşâh’tan olma Tamara…
Selçuklu Hanedanı’na gelin olarak gidiyor hem de bir Sultan eşi olacaktır !
Yalnız…
Gürcü Kraliyet ailesinin tek bir şartı vardı; Tamara’nın dinine asla dokunulmayacaktır…
Öyle de olur. Tamara büyük bir gelin alayı ile Kayseri’ye gelin olarak gelir.
Beraberinde kilise teşkilatını, papazları, nedimeleri ve daha birçok kişi olmak üzere oldukça kalabalık ve çok da gösterişli bir şekilde Kayseri’ye giriş yapar.
Bu arada da Kayseri düğüne hazırlandığı gibi, muhteşem bir karşılama töreni de düzenlenir.
Ancak… Gelen kalabalık beklenenin çok çok üzerindedir.
Bunun için hemen çare olarak Kayseri Kalesi’nin içine değil…
Kale’nin kuzeyinde, arkadaki küçük kapı (Kiçikapı) önünde onlara yerleşmeleri için bir yer verilir.
Zaten hemen karşılarında da gayrimüslim mahalleleri vardır.
II.Gıyâseddin Keyhüsrev Tamara’ya deliler gibi aşıktır.
Tamara’nın güzelliğine, endamına, sözüne, sesine, nefesine meftundur.
Yanından hiç ayrılmaz, ayrılamaz. Her anını onunla geçirir olur.
Taaa ki… 1243 yılında Moğollarla yapılan Kösedağ Savaşı’na kadar.
Sultan savaş meydanına ailesini, hazinesini ve meraklısı olduğu vahşi hayvanlarını da götürür.
Fakat… Sultan savaşta bozguna uğrayınca ailesi ile birlikte Alanya Kalesi’ne kaçmakta bulur çareyi.
Orada da bir suikast sonucu, yüzüne aldığı keskin bir kılıç darbesi ile öldürülür.
Tamara artık tek başına kalmıştır! Yapayalnızdır!
Devletin başına da Moğollar çökmüştür. Tüm bu kargaşada o da çareyi Konya’ya gitmekte arar.
Konya da hiç beklemediği ve hayatını da tamamen değiştirecek olan gelişmeleri hiç hesaba katmadan apar topar Konya’ya gider.
Konya’da Mevlânâ ile tanışır. Mevlânâ’nın sufî iklimi altında gelişen bu tanışma ile hayatı da değişmeye başlar.
İlk önce dinini değiştirerek ihlâslı bir Müslüman olarak İslâmiyeti seçer.
İsmi de bundan sonra “Gürcü Melek Hatun”dur.
Gürcü Melek Hatun… Mevlâna’nın samimi ve gönülden mürîdesi olur. Günlerini artık tamamen intisap ettiği hocasına hizmet ile geçirir olur.
Gürcü Melek Hatun, Mevlâna’nın çok yakın dostu olan, Konya’da devletin en tepesinde görev yapan Muîneddin Süleyman Pervâne ile tanışır.
(Belki de Mevlânâ arzulamıştır bu yakınlığı.)
Gürcü Melek Hatun, Pervâne Süleyman’a aşık olur.
Pervâne Süleyman’ın da bu aşka karşılık vermesi ile hemen izdivaç gerçekleşir.
Evilikleri hem Mevlânâ’nın hem de Pervâne’nin Moğol Noyanları ile yakın işbirliği içinde olmaları sayesinde daha da huzur ve güven içinde geçer.
Taaa ki… Muîneddin Süleyman Pervâne’nin hem Moğollar ile hem de Memlûk Türk komutanı Baybars ile ilişki kurmasına kadar…
Süleyman Pervâne’nin bu şekilde ikili oynamanın bedelini Moğollar tarafından canı ile ödemesine kadar…
Gürcü Melek Hatun yine yalnızdır! Artık…
Belki de bu yaşadıklarından dolayı oldukça bunalan Gürcü Melek Hatun Konya’dan ayrılarak ,tekrar ilk gelin geldiği topraklara yani Kayseri’ye dönme kararı alır.
Aldığı karar ile de Kayseri’ye gelir. Gürcülerce yoğun olan kendi mahallesine yerleşir.
Kayseri’de kendisini tamamen hayır işlerine verir. Bir mescid bir de kendisi için Türbe yaptırır.
Dahası Mevlânâ’nın türbesi yapılırken hatırı sayılır bir miktarda maddi yardımda da bulunur.
İleriki yıllarda…
Gürcü Mahallesinden, Osmanlı döneminde de devlet içinde görevlere gelen önemli devlet adamları çıkar.
Bunların en önemlisi ise;
Gürcü Osman Paşa’dır.
Gürcü Osman Paşa da bu mahalleye (Günümüzde tam leblebicilerin olduğu yere) Mimar Sinan’a bir hamam yaptırttığı gibi, yine Mimar Sinan’a bugünkü Vali Konağı ile Saat Kulesi arasına, kendi adı ile anılan Gürcü Osman Paşa Camii’ni yaptırır.
Günümüze… Ne yazık ki…
Ne Gürcü Melek Hatun’un türbesi, ne mescid, ne hamam ne de cami yetişememiş, sadece Gürcü Melek Hatun’un türbe kitâbesi ancak kalabilmiştir.
Üstelik… Gürcü Mahallesi de zaman içerisinde önce Kiçikapı Mahallesi’ne dâhil edilmiş, daha sonra ikisi de Camii Kebir Mahallesi’ne katılarak yok edilmiştir.
Günümüze bu çok önemli tarihi mahalleden sadece, elektrik ve aydınlatmacıların olduğu noktadan, Ulu Camii yakınındaki leblebicilere kadar uzanan “Gürcü Caddesi” yadigâr olarak kala kalmıştır.”
‘Tarih birer birer yok ediliyor’
Cingil Gürcü Mahallesi’nin hikayesini anlatırken, Sümer Mahallesi’nin Yeni Mahalle’ye katılmasına, cadde ve bulvarların isminin değişmesine de tepki gösterdi. Cingi konuşmasını şöyle sürdürdü;
“Eğer o da yok edilmez ise…
Tıpkı…
Cumhuriyet’in Kayseri’deki sembolü olan Sümer Mahallesi’nin bu yıl içinde alınan bir karar ile Yeni Mahalleye katıldığı gibi…
Ya da…
Seyyid Burhâneddin Bulvarı’nın isminin görmemişlik abidesi şeklinde değiştirilmesi gibi.
Siyasilerin izaha oldukça muhtaç böyle icraatları ile sadece sokaklar, caddeler, bulvarlar, mahalleler yok edilmiyor…
Aslında birer birer tarih yok ediliyor!”