Kayseri Baro Başkanından 'siyaset, cemaat, tarikat, şaibe' uyarısı!

Kayseri Barosu Başkanı Cavit Dursun, 2021-2022 Adli Yılı açılışında yaptığı konuşma ile dikkat çekti. 'Cumhuriyetin kurucu değerlerine ve Evrensel İlkelere sahip çıkmaktan başka yolumuz ve çaremiz yok' diyen Dursun, 'Hakimlik ve savcılık sınav ve mülakatlarındaki şaibe ve sıkıntılar ile yargı üzerinde ve içindeki siyaset, cemaat ve tarikat etkinliği iddiaları, şeffaf ve objektif olarak, sonlandırılmalıdır' şeklinde konuştu.

PAYLAŞ
TAKİP ET >> Google News ile Takip Et
Kayseri Baro Başkanından 'siyaset, cemaat, tarikat, şaibe' uyarısı!
Kayseri Barosu Başkanı Cavit Dursun, 2021-2022 Adli Yılı açılışında yaptığı konuşma ile dikkat çekti. “Cumhuriyetin kurucu değerlerine ve Evrensel İlkelere sahip çıkmaktan başka yolumuz ve çaremiz yok” diyen Dursun, “Hakimlik ve savcılık sınav ve mülakatlarındaki şaibe ve sıkıntılar ile yargı üzerinde ve içindeki siyaset, cemaat ve tarikat etkinliği iddiaları, şeffaf ve objektif olarak, sonlandırılmalıdır” şeklinde konuştu.
Kayseri Olay Haber - Cafer ZENGİN

“Vatandaşlarımızın yüzde 50’si ‘yargı bağımsız değil’ derken; ‘yargıya güveniyorum’ yanıtı verenlerin oranı ise, yalnızca yüzde 38 olarak ölçülmüştür” diyen Kayseri Barosu Başkanı Cavit Dursun, “Toplumsal, evrensel, insani ve adil adaleti sağlayacak olan ; iddia, savunma ve karar organlarından oluşan Yargı erki ; yapacağı makul düzenlemelerle Yasama erki ; ve özellikle etkinliği, algıyı, koordinasyonu ve stratejiyi doğru ve samimi olarak ortaya koyması gereken ise yürütme erki, yani iktidardır. Yargının ve devletin en yetkili ağızlarının son yıllarda açıkça ifade ettikleri ve basına da yansıdığı gibi, ülkemizde yargıya ve adalete güven hızla aşağılara doğru düşmektedir. Objektif ve bilimsel temelli olarak yapılan anketlere göre, vatandaşlarımızın yüzde 50’si ‘yargı bağımsız değil’ derken; ‘yargıya güveniyorum’ yanıtı verenlerin oranı ise, yalnızca yüzde 38 olarak ölçülmüştür. Bazı ölçümlerde ise bu oran, %30 ve hatta %20’lere kadar inmiş gözükmektedir. Dünyadaki evrensel ilkelere göre yapılan sıralamalarda ise, ülkemiz en sonlarda gözükmektedir. Ülkemiz ve vatandaşlarımız bu sıraları değil, ilk 10’u, hatta tarihten ve köklerimizden gelen, milli ve manevi değerlerimiz ile Cumhuriyetimizin kurucu felsefesi ve ilkeleri gereğince, 1. liği hak etmektedir” dedi.
“SİYASET, CEMAAT VE TARİKAT ETKİNLİĞİ İDDİALARI, ŞEFFAF VE OBJEKTİF OLARAK, SONLANDIRILMALIDIR”
Platon’un ‘Gücün haklı çıktığı yerde, adalet bekleme. Güce tapanların olduğu yerde, huzur bekleme.’  Sözünü hatırlatan Başkan Dursun, “Siyasî irade ve devlet yöneticilerinin, Yargı erkinin eşitler arasında birinci erk olduğuna, Kuvvetler Ayrılığı, Hukukun Üstünlüğü ve Hukuk Devleti ilkelerine, adalet, Savunma ve eşitlik kavramlarına ve evrensel yargı kurallarına samimi olarak inanmaları, uygulamaları ve saygı göstermeleri şarttır. Bu uğurda, Hakim ve Savcılarımızın teminat ve güvenceleri tam olarak sağlanmalı, Savunma hakkının önündeki tüm engeller kaldırılmalı, kanunlar yapılırken yargı organlarının görüş ve önerileri öncelikle dikkate alınmalı, Barolar ve Avukatların tam bağımsızlığı sağlanmalı, liyakat ve ehliyet öncelik taşımalıdır. Hâkim, C. Savcısı ve Avukatların ise, aynı yolun yolcusu ve hizmetkarları olduklarını unutmadan, hukukun tüm evrensel ilkelerini benimseyerek, karşılıklı saygı ve meslek kurallarına tam bir inanmışlık ve adanmışlıkla, beşer olan hiçbir şeyin önünde eğilmeden, korkmadan ve çekinmeden görevlerini ifa etmeleri gerekmektedir. Tüm Hukukçuların hiçbir menfaat, makam, siyasi görüş, güç, tarikat, cemaat ve mezhepsel konu, grup ve subjektif hususlara bakmadan ve takılmadan, sadece ve sadece evrensel ve mesleksel adalet, savunma ve yargı ilkelerine inanmaları ve bu uğurda yılmadan, usanmadan ve cesaretle mücadele etmeleri, en temel kural ve ilkemiz olmalıdır. Tüm insanlarımız, kendileri ya da grupları için değil, herkes için evrensel ve ilkesel adalet anlayışını benimsemeli ve istemelidir. Bu nedenle, hak arama ve dava açmadaki aşırı masraf ve harçlar, adil yargılama ve savunma hakkı üzerindeki engellemeler ve yargı üzerindeki siyasi ve bürokratik baskılar kaldırılmalı ; CİMER-BİMER uygulaması amacından tamamen çıkıp, yargı üzerinde baskı oluşturmaya evrilmesi nedeniyle sınırlandırılmalı ; hukuk devleti yerine, anayasa hukukundaki tabiriyle, polis devleti kurma uygulamalarından vazgeçilmeli; Hakimlik ve savcılık sınav ve mülakatlarındaki şaibe ve sıkıntılar ile yargı üzerinde ve içindeki siyaset, cemaat ve tarikat etkinliği iddiaları, şeffaf ve objektif olarak, sonlandırılmalıdır. 
“ADALET ÇÖKERSE, DEVLET VE TOPLUM ÇÖKER”
Konuşmasında “Hiç kimse unutmamalıdır ki, yargı ve adalet çökerse, devlet ve toplum çöker” diyen Dursun, bağımsız yargıya da vurdu yaptı. Dursun, şu ifadeleri kullandı: Kuvvetler ayrılığına dayanması gereken anayasal devlet sistemimizde, Yargı erki, yasama ve yürütme erkleri ile yan yana gider bir görünüm vermeye başladığından beridir, artık kamuoyu, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığını daha açık bir şekilde sorgulamaya başlamıştır. Bu durum ülkemizin bütünlüğü ve milli birlik ve beraberliği için çok açık bir tehlike olup, demokrasimiz için de çok kötü bir sınav olmaktadır. Kuvvetler ayrılığı prensibinde yasama, yürütme ve yargı 3 eşit erktir. Ancak yargı erki, eşitler arasında birincidir. Yargı erkini oluşturan iddia, savunma ve karar saç ayağında ise, Yargıyı adil, insani, ahlaki, kabul edilebilir ve hukuki yapan ise Savunmadır. Savunmanın olmadığı bir yargı, engizisyondur, yargısız infazdır. Bu nedenle yargı erkinin olmazsa olmazı da, savunmadır. Yargı bağımsız olmazsa, avukatın ve savunmanın varlığının bir önemi ve işlevi kalmaz; bu yapıdan da vatandaşlar için adalet çıkmaz. Bu anlamda, avukatlar bakımından da çözülmesi gereken en önemli ve birincil meslek sorunu, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığıdır. Güvenilir, saygın, adil ve iyi işleyecek bir yargının en önemli şartlarından birisi de, hukuk eğitimidir. Hukuk eğitimi kaliteli ve nitelikli olmayan bir ülkenin, yargısından da hiçbir şey beklenemez. Bunun için hukuk fakültelerinin sayılarının ve kontenjanlarının bir an önce azaltılması, yeni hukuk fakülteleri açılmasının önüne geçilmesi, her türlü sınav ve seçmelerde, sadece liyakat ve ehliyete dayanılması gerekmektedir. Atatürk ilke ve inkılapları, Cumhuriyetin değerleri, Bağımsız Yargı, Parlamenter Demokrasi ve Laik Sosyal Hukuk Devleti ilkesi vazgeçilmezlerimiz olmalıdır. Hukuksuzluklarla mücadele etmenin gerçek tek yolu, tüm bu kurumları ve kuralları güçlendirmekten geçmektedir. Düşünce, fikir ve inanç hürriyetleri, bireyin, toplumun ve devletin gelişmesinin en temel faktörlerinden birisidir. Bu nedenle, bu özgürlükler alabildiğince genişletilmeli, eğitim modelimizde değerler eğitimine öncelik verilmelidir. Konuşan, düşünen, araştıran ve sorgulayan birey ve toplumlardan korkulmamalıdır.”
“BU DURUM TOPLUMDA MORAL ÇÖKMESİ VE HUKUK EKSİKLİĞİNE YOL AÇAR”
Ülkedeki hukuksuzlukların, bireylerin ve toplumun anlam kaybına uğramasına ve kuralsızlığa, yani anomiye neden olduğunu dile getiren Kayseri Barosu Başkanı Cavit Dursun,  “Toplumlarda anominin ortaya çıkmasında iki temel neden vardır. Bunlardan ilki kuralların yaptırım gücünü yitirmesidir. Toplumsal normların devre dışı kalması ise suça eğilimin artmasındaki en büyük etkendir. Anomi aynı zamanda kültürel yozlaşmayı da beraberinde getirir. Belli başlı kişilere ve gruplara tanınan imtiyazlar, liyakat odaklı değil, şansa ve çevreye bağlı olduğu takdirde anominin görülme riski daha da artar. Başarının ve yeteneğin yerini maddi değerlerin aldığı toplumlarda, anominin sonuçları çok daha yıkıcı olur. Anominin zararlı sonuçlarını en aza indirgemek için toplumda özgürlük ve eşitlik sağlanmalıdır. Kişilerin kurallara ve yasalara saygı göstermesi için, söz konusu kuralların herkese eşit bir şekilde uygulanması gerekir. Aksi takdirde huzur ortamı yerini kaosa ve kuralsızlığa bırakır. Nepotizm (adam kayırmacılık) ve fırsat eşitsizliği de anominin en temel nedenlerinden biridir. Böylesi toplumlarda, kurallar birbiriyle çelişir. Bir gün alınan karar veya söylenen söz, ertesi gün inkâr edilir. Kanun ve kurallara uymamanın yaptırımı olmaz. Uygulamalar keyfidir; akıl erdirilemez. Giderek ilkesiz, sorumsuz davranmak sıradanlaşır; kuralsızlık yerleşik kültür halini alır. Ortak değerlerin kaybı, insanların birbirine olan duyarlılığını ve saygısını da azaltır. Dayanışma duygusu ortadan kalkar. Paylaşım duygusu yok olur, bencillik artar. Şiddet tırmanır. Bu durum toplumda moral çökmesi ve hukuk eksikliğine yol açar. Tüm geçmiş toplumsal modeller göstermiştir ki, ekonomik dengesizliğin arttığı tüketim toplumlarında şiddete yönelim kaçınılmaz olarak artmaktadır. "Algılanan Ceza Normu" (suçun cezasız kalmayacağı inancı) aşındığı için kuralsızlık ve suç yaygınlaşır. Bu nedenle ülkemizde, adaletin bile sosyal medyada sağlanacağına dair yanlış inanç nedeniyle, tweet ve paylaşım sayılarına göre tahliye ve tutuklama olacağı algısı yerleşmiş bulunmaktadır. Yargının görevi, işini en iyi şekilde yaparak, bu inancı yıkmak, popilizme ve gücün azgınlığına fırsat vermemektir” dedi.
“CUMHURİYETİN KURUCU DEĞERLERİNE VE EVRENSEL İLKELERE SAHİP ÇIKMAKTAN BAŞKA YOLUMUZ VE ÇAREMİZ YOKTUR”
“Devletimize, Cumhuriyetimize, Cumhuriyetin kurucu değerlerine ve Evrensel İlkelere sahip çıkmaktan başka yolumuz ve çaremiz yoktur” diyen Dursun, şunları söyledi: Orta Asya’dan başlayan tarihimiz günümüze kadar uzanmaktadır. Bu uzun süreçte sayısız devletler ve imparatorluklar kuran milletimiz, insanlık tarihinin, uygarlığın gelişiminin, dünya hukuk tarihinin ve adaletin vazgeçilmezi olmuştur. Gittiği her yerde adalet, ahlak ve hukuk düzenini egemen kılan milletimiz, bu değerlere bağlı kaldıkça yükselmiş, bu değerler bozulmaya yüz tuttukça gerilemiştir. Uzun tarihimiz sonrasında 1923 yılında kurulan Cumhuriyetimiz, evrensel hukuk ilkelerini kabul etmiş, milli hasletimiz olan adalet, hak ve ahlak bilincine, insanlık tarihinin evrensel hukuk ilkelerini ve kurumlarını da eklemiştir. Evrensel, milli ve dini, tüm hukuk, yargı, savunma ve adalet ilkelerine ve özellikle vatandaşlık bilincine ve hukukuna sahip çıkmalı, birleştirmeli ve uygulamalıyız. Ancak ve ancak bu şekilde, milli birlik ve beraberliğimizi, ülkemizi, millet ve insan olarak varlığımızı, hukuki güvenlik ve huzurumuzu koruyabilir ve sağlayabiliriz. Devletimize, Cumhuriyetimize, Cumhuriyetin kurucu değerlerine ve Evrensel İlkelere sahip çıkmaktan başka yolumuz ve çaremiz yoktur. Bütün bu duygu ve düşüncelerle, 2021-2022 Adli Yılının, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesinin ve Yeni İcra Modelinin hayırlara vesile olmasını diliyorum.

HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN