Devlet ve Adalet

Devlet ve Adalet
TAKİP ET >> Google News ile Takip Et

Eğer bir ülkede, devlet ve adalet kavramı zedelenir, zaaf belirtisi gösterirse, millet devlete güvenmemeye, adaletini kendisi ihdas etmeye kalkışır ve işte o zaman kargaşa çıkar, huzur kalmaz..
O nedenle güçlü devletlerin adalet sistemleri güçlüdür.
Hakim adaletin hayat bulmuş simgesi olduğunu bilir.
Kararlarını, yasalara, kanunlara ve hepsinden önemlisi vicdanına danışarak verir.
Hiçbir ciddi devlet adamı, mahkemenin, hakimin önüne gelmiş bir kişi ya da konu hakkında hüküm verici konuşma yapmaz, adaletin kararını bekler.
Hakimin verdiği karar sıkıntılı ise, adalet sistemi onun için de bir üst yargı kurumu ihdas etmiştir ve demokrasisi güçlü ülkelerde vatandaş bilir ki, mahkemenin verdiği karar yanlış ve eksikse bir üst mahkemeden dönecektir.
Fetö denilen ihanet şebekesinin ülkede her şeye hakim olduğu dönemde, dönemin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde CMUK’a eklenen bir düzenleme ile, ‘Hakim ve savcılar aldıkları kararlar ve uygulamalardan dolayı çarptırılacakları tazminat cezalarını kamu öder’ türünden bir düzenleme yapılmıştır.
15 Temmuz İhanet Kalkışmasından sonra, elleri ve vicdanları kirlenmiş, kana bulanmış yargı mensupları, sözde Adalet Mensupları tasfiye edilmiş, ancak nedense Fetö yapılanmasının eseri bu düzenlemeye dokunulmamıştır.
Daha da vahimi, Yargıdaki Fetö yapılanmasının büyük bölümü yargıdan temizlenmiş, ama boşalan kadrolara yazılı puan hiçe sayılarak, mülakat ucubesi ile partilerde görev yapmış hakim ve savcılar doldurulmuştur.
Bu durum ise, demokrasi tarihimizde en yüksek oranda güven duyulan yargı mekanizmasının aldığı kararları tartışmalı hale getirmiştir.
Anayasa Mahkemesinin aldığı kararlara, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin aldığı kararlara kafa tutan yerel mahkemelerimiz vardır artık.
Yüzlerce askeri, siyasiyi, gazeteciyi, bürokratı, iş insanını, aydını, aynı hayali yapının mensubu gibi gösterip zindanlara dolduran ‘Ergenekon Davası’ yargı tarihimizin karar sayfalarından sadece birisidir.
Yaşanan bunca acı sonrası, Savcı mütala hazırlayarak ‘Ergenekon diye bir örgüt yoktur’ demiştir.
Türk Ordusunu bitiren, muhalif olan herkesi, Vatan ve Millet Sevdası dışında kaygısı olmayan Asker, Polis Şefi, Gazeteci, Siyasi, olmayan bir örgüt kumpası ile geleceğini, sağlığını, yaşamını kaybetmiştir.
Peki bu büyük trajedinin yaşanmasına neden olan yargı mensupları nerededir.
Tepedekiler yurtdışına kaçmayı başarmış, maşalıkla yetinenleri ise ya hapiste, ya da mesleklerinden edilmiştir.
Bu acı sürecin yargıda yarattığı tahribatın bir bölümü onarılmış ise de, bir bölümü ısrarla uygulanmaktadır.
En acı olanı, ‘Gizli Tanık’ müessesesidir..
Bir terör örgütü maşası, bir uyuşturucu meptelası, bir kaybedecek bir şeyi kalmayandan alınan ifade ile, onurlu, saygın insanlar tıpkı Ergenekon sürecinde olduğu gibi özgürlükleri ellerinden alınarak cezaevlerinde ömür tüketebilmektedir.
Adalet Bakanlığı, bundan sonraki Hakim ve Savcı alımlarında, 70 puan esasının yeniden getirildiği açıklamıştır.
Peki Sayın Bakan, ‘Hamili kart partilimdir’ yazısı ise göreve başlatılan adalet mensuplarının durumu ne olacaktır.
Ne diyor, Fatih Sultan Mehmet;
“Aklı öldürürsen Ahlak da ölür. Akıl ve Ahlak öldüğünde millet bölünür. Kadıyı satın aldığın gün Adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün devlet de ölür..”
Maalesef, Fetö denilen ihanet çetesi devlet mekanizmasında aklı öldürdü, yanında ahlakı da kaybettik. Akıl ve Ahlakın yok edildiği süreçte bu millet bölündü. Hala bölünmeye devam ediyor. O nedenle, Kadıya sahip çıkmak zorundayız. Ama o kadının Kanun ve Vicdana göre hareket ettiğine de milleti inandırmakla mükellefsiniz..
Mesela, Ergenekon denilen Kumpas için inşa edilen ‘Silivri Kampusü’nün derhal boşaltılması ve bu yapının, ‘Demokrasi Müzesi, Hukuk Fakültesi, Kültür Merkezi’ gibi kurumlara tahsisi ile ‘Adalete yeniden güven’ noktasında ilk adımı atmak ne kadar yerinde olur.
Sonra da Türk Hukuk Sisteminin, baştan sona yeniden revize edilerek, demokrasiye uygun hale getirilmesi, ‘Yeniden inşa’ sürecinin ilk adımı yapılsa fena mı olur..
Zira güzel ülkemde Adalet hala yaşıyor ama, tedaviye muhtaç bir konumda.
Tedavi edilmezse, devletin geleceğini de risk altına sokar.