Açgözlülüğün sonsuz kuyusu: Doviz yükseldi, hayat bitti mi?
Kayserili Finans Profesörü Derviş Boztosun, ekonomideki dalgalanmaları değerlendirerek yatırımcıları uyardı. Detaylar Kayseri Olay'ın Kayseri haber bülteninde…
Kayserili finans profesörü Derviş Boztosun, ekonomideki son dalgalanmalara ilişkin yaptığı çarpıcı yorumlarla dikkat çekti. Boztosun, özellikle yatırımcıların ve vatandaşların sürekli artan kazanç hırsına dikkat çekerek, "Aç doyar, ama açgözlü asla doymaz" atasözünü hatırlattı.
Boztosun, ekonomideki en ufak bir dalgalanmanın bile adeta bir kıyamet senaryosu gibi karşılandığını belirterek "ekonomideki en ufak bir dalgalanma, adeta bir kıyamet senaryosu gibi karşılanıyor. “Dolar ne olacak? Borsa çöktü mü? Altın alsak mı, satsak mı?” "Faizler artacak mi" Sorular havada uçuşuyor, herkesin gözü kulağı piyasalarda. Zamlar kapıyı çalarken, sanki hayatın tüm anlamı cüzdanımızdaki kâğıt parçalarına ve banka hesaplarındaki rakamlara sıkışıp kalmış. Bir bakıyorsunuz, portföyü %0,5 düşenler kahroluyor; ertesi gün aynı %0,5’i geri kazanınca zafer naraları atıyor. Peki, bu telaşın, bu bitmeyen koşuşturmanın içinde, gerçekten neyi kaçırıyoruz?
İşte tam bu noktada, eskimeyen bir atasözü devreye giriyor: “Aç doyar, ama açgözlü asla doymaz.” Mesele karın doyurmak değil, mesele gözü doyurmak. Ama gözün doyduğu nerede görülmüş? Her şeye sahip olsak da, içimizdeki o boşluk kapanmıyor, kapanmayacak. Neden? Çünkü açgözlülük, dibi olmayan bir kuyu gibi. Ne kadar doldurursan doldur, hep bir eksik kalıyor. Bugün ekstra bir kuruş kazandın diye sevinirken, yarın o kuruşun bile yetmediğini fark ediyorsun; gözün hâlâ bir sonrakine kayıyor.
Belki de durup bir nefes almanın zamanı gelmiştir. Elindekilere bakıp, “Aslında yeterince var,” deme cesaretini göstermek gerek. Ama hayır, bu çok mu basit kaçar? İlla bir sonraki parlak hedefi kovalamak lazım sanki, yoksa hayat eksik kalır! Komik olan şu: Koş babam koş, ama vardığın yer hep aynı. O içsel huzur denen şey, nedense hep bir adım ötede duruyor.
Peki, sizce asıl zenginlik ne? Gerçekten neye sahip olduğunuzu fark etmek mi, yoksa bitmeyen bir “daha fazla” isteğiyle yaşamak mı sizi mutlu eder? Belki de o sonsuz kuyuya bir taş atmak yerine, yanınızdaki bahçeye dönüp bakmak gerek. Ne dersiniz, bazen azla yetinmek, en büyük servet olabilir mi?" dedi.