• SIRIĞA SARILARAK BÜYÜMEK..

    Hiçbir şey istediğimiz gibi değil şu güzel ülkemizde.

    14:42:27 | 2016-11-30
    Ahmet Çınar
    Ahmet Çınar      ahmet.cinar1907@gmail.com

    Siyasal anlamdaki çıkmazlarla beraber, huzur, refah, insanca yaşama adına sayabileceğimiz değerler, bize çok uzakta şimdi.
    Ötekileştirme ile birlikte zaten kopuk bir yaşama itildik.
    Herkes kendi ikbali peşinde. Komşuluğun ne kadar kıymetli olduğunu anlatma adına gün görmüş insanların söylediği “Ev alma komşu al’’ sözü şimdilerde o kadar anlam taşıyor ki.
    Etrafımıza bir bakalım, hangi ülkeyle dostuz acaba? Bu çıkmazın sonu nereye varacak bilemiyoruz.
    “Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete’’ durumu söz konusu.
    Ekonomik dalgalanma ise şu anda en büyük sorunumuz.
    Denizde dalgaya yakalanmış tekne gibiyiz. Bir sonramızı göremiyoruz ne yazık ki.

    Bu kadar karanlık durum içerisinde, kafamızı dağıtalım istedim ve Neyzen Tevfik’ten incileri sizin için derledim.
    Öncelikle Neyzen Tevfik kim sorusunu kısa ve öz olarak yanıtlayalım.
    Neyzen Tevfik deyince çoğumuzun aklına Onun küfürlü taşlamaları gelse de ‘O’ bir söz cambazıdır.
    Ney’in nameleri ne kadar büyülüyse, hicivleri ve şiirleri de o kadar büyüleyicidir.
    Asıl adı Tevfik Kolaylı olan Neyzen Tevfik, taşlamalarıyla tanınan, Türk Neyzen ve şairidir.
    Taşlama kitaplarının yanı sıra, çeşitli taksimler ve saz semailerinin de bestecisi olarak bilinir.
    Osmanlı döneminde istibdat yönetimine, cumhuriyet yıllarında ise devrimlere karşı çıkanlara hicivleriyle cevap vermiş; Haksızlığa, yolsuzluğa ve yozlaşmaya karşı şiirler yazmıştır. Yaşamı boyunca ‘Sara’ hastalığı ve yoksullukla mücadele etmiştir.

    ‘Açmaz’ şiirinden kısa bir bölümü birlikte okuyalım. Bu şiirinde İslamiyeti kullananlara acımasızca verip veriştiriyor usta hicivci.

    Ulu Tanrım, bu Arap açmazı, Türk’ü yendi,
    Tam bin üç yüz sene, biçareye müslüm dendi.
    Altı bin yıl, bu maval gezdi, ağızdan ağıza,
    Kapılan yandı, bu iman denilen mıhladıza. (Mıknatısa)

    Aslı yok, astarı yok, esteri yok, kervanı var,
    Aklı yok, rehberi yok, varlığı yok, şeytanı var.
    -Basın çevrelerinde tanınmış bir hanım bir gün Neyzenle karşılaşınca, “Aşkolsun, benim için aşifte filan gibi sözler söylemişsiniz.’’ der.
    Neyzen elini sinek kovalar gibi sallar ve ‘’Hanım, sen beni tanımıyorsun. Ben herkesin bildiği şeyleri söylemem’’ diye cevap verir.

    Şu dörtlüğüne ne demeli?

    Hayliden hayliye kalınlaştı yobazlık yeniden,
    Softalık, zorlu anırtı ile aldı yürüdü.
    Kara bir kinle, taassup pusudan çıktı yine,
    Yurdu, şahane cehalet yeni baştan bürüdü.
    Neyzen’in her sözünü, her döneme uyarlayabilirsiniz. Sözlerindeki refleks güzel hicvi sayesinde her döneme uzanabiliyor.

    -Dini bütün geçinen bir dostu Neyzene sorar, “Beni tanırsın. Cennetin anahtarı sende olsa beni oraya almaz mıydın?’’
    Neyzen, karşısındakini baştan aşağı şöyle bir süzdükten sonra gülümser, ‘’Bende cennetin değil de, cehennemin anahtarı olsaydı, senin için daha hayırlı olurdu.
    Belki de seni oradan çıkarırdım.’’ diye cevap verir.
    -Bir gün Neyzene sorarlar: ‘’Ney çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşelendiğin zaman mı çalarsın?’’ O dönemin Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikodularının dolaştığı bir dönemdir. Neyzen: ‘’Maliye Bakanı değilim ki, çalarken zevk alayım’’ der.

    -İkinci Meşrutiyet döneminde nazırlığa getirilen bir zat, çok geçmeden yeğeninin vali olarak atanmasını sağlar.
    Karşılaştıklarında, Neyzen: ‘’Maşallah kardeşinizin oğlu tıpkı fasulyeye benziyor’’ deyince, adam: ‘’Genç yaşta vali oldu, neden fasulyeye benzesin ki’’ diye cevap verir.
    Neyzen de yapıştırır cevabı: ‘’İşte ben de onun için benzetiyorum ya.
    Fasulye de sırığa sarılarak büyür’’
    Sefil bir hayat yaşayan Neyzen Tevfik, yaşamını şu sözlerle özetliyor:
    ‘’Uzun derbederlik hayatımda, o kaldırımdan, bu kaldırıma; O kapıdan, bu kapıya; O diyardan, bu diyara; Ney’im ve Mey’imle bir kuru yaprak gibi savruldum’’
    Bizi, hicivleriyle tebessüm ettiren O insana, Allah’tan rahmet diliyorum.




    Etiketler:

    Tümü