• Sezaryen Anormal Bir Doğum Değil...

    İşte genç, çalışkan, samimi, içten ve en önemlisi güler yüzlü Doktor Öner ile yaptığımız röportajın ilk bölümü

    19:14:16 | 2016-12-10

    Kayseri’nin son günlerde tıp alanında dikkat çeken isimleri arasında yer alan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı  Doç Dr. Gökalp Öner  ile kadın sağlığını ve özellikle hamilelik sürecini ,en uygun doğum şeklini hangisi olduğunu kök hücre rezervini konuştuk. Bu konularda önemli ipuçları veren Öner, herkesin merak ettiği sorulara dikkat çeken cevaplar verdi. İşte genç, çalışkan, samimi, içten ve en önemlisi güler yüzlü Doktor Öner ile yaptığımız röportajın ilk bölümü.Mutlu Hafta sonları Ey Okur…

     Güle Ruhsar AKTAŞ; Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?

    Gökalp ÖNER:  1981 Çorum doğumluyum aslen Kayseriliyim. Evli ve 2 çocuk babasıyım. İlkokulu Baldöktü İlkokulu, ortaokulu Küçükçalık Anadolu Lisesi ve liseyi Kayseri Fen Lisesinde tamamladım. Tıp eğitimimi Hacettepe Üniversitesi İngilizce Tıp Fakültesinden aldım ve Haziran- 2005 te fakülteden mezun olduktan sonra Kadın Hastalıkları ve Doğum ihtisasını kazandım. 2006-2011 yılları arasında Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında ihtisasımı tamamladıktan sonra 2014 yılında Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesinde Yardımcı Doçent olarak Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında çalışmaya başladım. Mart 2015 yılında Doçentlik sınavını geçip Türkiye”nin en genç Tıp doçenti oldum. Uzmanlık eğitimi sonrasındaki çalışma döneminde ağırlıklı olarak laparoskopik cerrahi, ürojinekoloji, riskli gebelik takibi ve dört boyutlu ayrıntılı ultrason alanında hizmet verip çalışmalar yapmaktayım. Kendi alanımda 5 tane ödülüm bulunmakta ve yurt içi ve yurt dışı birçok yayın ve çalışmam bulunmaktadır. 2015 Eylül ayından itibaren Memorial Kayseri Hastanesinde Kadın Hastalıkları Doğum Uzman Doktoru olarak çalışmaktayım.

     

    Röportajımıza kadın hayatının evreleri ile başlayalım mı?

    Kadın olmanın ilk evresi adet görme ile başlar. Puberte dediğimiz ergenlik dönemi 14 yaşından 16 yaşına kadar olabilir. Bu dönemdeki en sık görülen şikayetler adet düzensizlikleridir ve genelde 17 yaşına kadar normaldir. Daha sonra üreme çağı dediğimiz 18-40 yaş arası dönem başlar. Bu dönemde kadın üreme organları gebelik ve doğum için hazırdır. Bu dönemde sıklıkla görülen kadın hastalıkları ise miyom, çikolata kisti, adet dönemi sancıları, polikistik over dediğimiz adet düzensizlikleri, düzensiz kanamalar ve çocuk sahibi olamamak olarak sıralanabilir. Daha sonra menopoz öncesi evre denilen 45-50 yaş arası dönem başlar sık adet görmeler veya adet görmede azalma duygu durum değişiklikleri görülebilir. 50 yaş sonrası menopoz döneminde ise kadınlar yumurta rezervleri tükendiğinden adetten kesilir ve ateş basması, kemik erimesi problemleri baş gösterir. Yaş ilerledikçe zor doğumlara bağlı idrar kaçırma, rahim ve idrar torbası sarkmaları başlar.

    Kadınların en sevdiği şey anne olmak galiba çoğunluğun görüşü bu şekilde yanılıyor olamaz bu kadar çok kadın, anne olmak isteyenler, hamilelik için karar verdiklerinde nelere dikkat etmeliler?

    Evet, annelik çok farklı ve özel bir duygu hatta Tanrının kadınlara verdiği özel bir sıfat. Peygamber efendimizde Cennet Annelerin ayakları altındadır diye bu konuya vurgu yapmıştır. Bundan dolayı anne adayları gebelerimiz bizler içinde çok önemlidir. Tabi ki anne olmak isteyen kadınların bu duruma hazırlıklı olması gerekir. Mevlana’nın çok doğru bir sözü var “Arpa ekip buğday biçemezsin” gerçekten eğer gebeliğe hazırlık yapmazsan gebelik süresince hem anne adayının hem de bebeğin birçok problemiyle karşı karşıya kalabiliriz. Öncelikle bebekte zeka ve gelişme geriliğine neden olan sigara ve alkol kullanımı mutlaka son verilmeli hatta baba adaylarına bile büyük sorumluluk düşüyor gebelik sadece anneden olmuyor sağlıklı bir gebelik ve bebek için kaliteli bir spermde gerekiyor. Ne yazık ki boş gebeliklerin veya çocuk olamamanın bir nedeni de baba adayının sigara kullanmasıdır. Ayrıca gebelik düşünen çiftler en az 2 ay öncesinden folik asid kullanmaya başlamalılardır. B12 vitamini eksikliği de sık gördüğümüz durular arasındadır ve gebelik öncesi düzeltilmelidir. Anne adaylarının kansızlık, hepatit, gebelikte geçirilmemesi gereken bazı enfeksiyonların tahlillerini yaptırmalı ve gebelik öncesi kansızlığı düzeltilip enfeksiyonlara karşı gebelik öncesi aşıları yapılmalıdır. Günümüzde gösterilmiş ki ülke olarak iyottan eksik beslenmekteyiz ve özellikle bulgu vermeyen guatr’da tekrarlayan düşükler ve bebekte zeka geriliği görülebilmektedir. Mutlaka tiroid fonksiyonlarımıza da baktırmalıyız. Ayrıca kadın doğum muayenesi ile her 5 kadından birinde görülebilen ve gebelikte birçok sıkıntı ile karşımıza çıkan miyom ve kistler için önceden tedavi olmalıyız. Son olarak ülkemizde 5 kadından birinde görülen adet düzensizliği ve tüylenme ile giden polikistik over sendromu kadınlarımızın da yaklaşık beşte biri yardımcı üreme yöntemi ile gebe kalabilmektedir. Bu hastalarımız 6 ay adetin 9. Ve 16. Günü arası eşleri ile düzenli ilişkiye rağmen gebe kalamıyorsa mutlaka araştırılması gerekmektedir.

     

    Sağlıklı bir gebelik ve bebek için alınması gereken önlemler hakkında bilgi verir misiniz?

    En az 2 ay öncesi folik asid kullanmaya başlanmalı, sigara alkol kullanıyorsa mutlaka bırakılmalı, kansızlık varsa demir ilaçlarına başlanmalıdır. Gebeliğin insanlara mutluluk vermesi gerekir. Mutlu olabilmesi için de gebelerimizin bu süreçle ilgili her şeyi bilmesi gerekiyor, akıllarında soru işaret kalırsa doğuma stresli giriyor. Doğuma stresli girmek demek ise sezaryen oranlarının yükselmesi demek, normal doğumların iyi gitmemesi demek, komplikasyonların artması demek. Onun için doğumun sağlıklı gitmesi tamamen annenin kafasında bitiyor. Ve ailede doğum sürecinin de sağlıklı yürümesi için anne ve baba adayının kafasında herhangi bir soru işaretinin bulunmaması önem arz ediyor. Burada Kadın Doğum Uzmanına çok iş düşüyor öncelikle anne ve baba adaylarını çok iyi bilgilendirmeli ve kafalardaki tüm soru işaretlerini gidermelidir. Gebeliği süreci düğün gibi özel bir süreç eğer bu süreci hep birlikte götüremezsek işte bu durumda hem gebelik hem de doğum süreci sıkıntıya girebilir. Böyle olması için anne ve baba adayları ile doktorun çok iyi iletişim kurmalıdır. Tıpta hastalık yoktur hasta vardır diye doğru bir düşünce vardır. Kadın doğumda ise hastalık ve hasta yoktur anne olacak kadın baba olacak erkek vardır. Kısacası gebelik ve doğum öncelikle planlı olmalıdır.

    Sezaryen mi normal doğum mu? Söylenildiği gibi sezaryen sayısında artış var mı sizce buna kim karar veriyor?

    Normal doğum yani vajinal yoldan doğum, doğum sürecinin doğal sürecinde gittiğinde oluşan doğumdur. Son yıllarda artan sezaryen oranları ve bu cerrahinin doğal sürecine bağlı artan kanama, enfeksiyon, yapışıklıklara bağlı ağrı, bir sonraki gebelikte tekrar sezaryen olma gibi komplikasyonlardan dolayı insanlar ve sağlık bakanlığı vajinal doğuma tercih ve teşvik etmekteler. Biz de doğum sonrası hızla iyileşme süreci, vajinal yoldan doğum yapan bebeğin bağışıklık sisteminin daha kuvvetli olması, anne ve bebeğin ten temasının erken olması ve sütün erken gelmesi, doğum sırasında bebeğin akciğerlerdeki suyu atıp doğum sonrası yoğun bakım ihtiyacının daha az olması, anesteziye bağlı bebeğin ve annenin yorgun düşmemesi, kanama ve enfeksiyon riskinin daha az olması ve bir sonraki gebeliğinin daha rahat geçmesi nedeniyle normal doğumu tercih ediyoruz. Hatta ilk gebelik muayenesine gelen hastanın bir önceki gebeliğinde normal vajinal yoldan doğum öyküsü varsa biz doktorlarda da doğum süreci konusunda bir rahatlama olmakta çünkü ilk doğumu vajinal yoldan olan gebelerin ikinci ve diğer doğumları daha rahat olmaktadır. Aslında doğum şekli ile ilgili tartışmalarda zaten ilk gebelikle ilgili olmaktadır. 

    Ayrıca normal doğum denince akla vajinal doğum gelmektedir doğal olarak ama sezaryenle doğum da anormal bir doğum değildir. Özellikle doğum sonrası hassas bir lohusalık dönemi geçiren annelerin psikolojisi de ben vajinal doğum yapamadım çocuğum sağlıksız mı olacak şeklinde bir inanışla etkilenmekte ve doğum sonu depresyon oranları artmaktadır. İlk önce vajinal doğumu tercih etsek de gerekli hallerde sezaryenle doğumunda gerçekliği aileye anlatılmalıdır. Vajinal doğumda en önemli faktör anne adayıdır eğer bir kadın ben normal doğum yapacağımı inanarak derse yüzde 90 vajinal yoldan doğumunu gerçekleştirir. Bu konularda doğuma hazırlık kursları, ‘doula’ denilen doğum koçları yurt dışında sıklıkla tercih edilmektedir. Hatta Amerika'da bazı eyaletlerde Türkiye’deki gibi artmış sezaryen oranlarından dolayı hastaneler doğum paketlerine doula (doğum koçu) hizmetlerini eklemektedirler. Doğum öncesi çatı ve çıkım muayenesi önemlidir. Eğer çatısı ve çıkımı vajinal doğuma elverişli ise ultrasonla bakılan doğum pozisyonu ve bebeğin kilosu normalse her anne adayına vajinal doğum denenir. Doğum sürecinde bebeğin kalp atımlarında bozukluk olmadığı sürece ve etkin ağrılarla doğum ilerliyorsa vajinal doğum gerçekleşir. Hem anne hem de baba adayının en çok endişelendiği durum doğum sırasında olabilecek komplikasyonlardır. Doktor bu konuda aileyi doğum öncesi mutlaka bilgilendirmelidir ve bebeğin sıkıntıya girdiği bir durumda sezaryenle doğumun olabileceği anlatılmalıdır. Doğum için en sık rastladığımız yanlış bilinen doğru bebeğin tahmini doğum tarihidir son adet tarihine göre hesaplanan bugünde 20 gebenin sadece bir tanesi doğum yapmaktadır. 39. Gebelik haftasından itibaren anne adayı doğumu gerçekleştirebilir ve bu tarih ağrıların düzenli başladığı, kanamanın olduğu veya suyun geldiği gündür. Aileler son adet tarihine göre doğum tarihine kendilerini çok fazla şartlamamalılardır. Bir de boyna kordon dolanması mutlak sezaryen nedeni değildir aslında böyle bir tanım kadın doğum kitaplarında da yoktur. İlerlemeyen doğumlarda boyuna kordon dolanması kordonu kısalttığı için bir neden olsa da pratiğimizde boynuna üç kez kordon dolanan hastalarımızda sağlıklı bir şekilde normal doğumunu gerçekleştirmiştir. 

    Su içerisinde doğum var bir de Kayseri’de de var mı bu imkân bu doğumu nasıl değerlendiriyorsunuz bir hekim olarak?

    Suda doğum aslında bir doğum şekli değil doğumu kolaylaştırma yöntemidir. Doğumu kolaylaştırma yöntemleri var tabi ki suda doğumda bu yöntemler arasında gösteriliyordu ama son yıllarda gösterilmiş ki suda doğum doğumu kolaylaştırmıyor. Doğum öncelikle annenin kafasında biten bir hadise anne ben normal doğum yapacağım derse yüzde 90 doğumunu gerçekleştiriyor. Gebelik sırasında nefes ve doğuma hazırlık egzersizleri işimizi kolaylaştırıyor. Ayrıca ılık duş almak ve doğum sırasında ayakta gezmek ve doğum koçu doğumu kolaylaştırıldığı gösterilmiş yöntemlerdir.

     

    Bir de düşük ihtimali var? Gerçekten sağlıksız gebelikler mi düşükle sonlanır, bunun için bir önlem alınamaz mı?

    Düşük hem bir kadın için hem de Kadın Doğum Uzmanı olarak benim için gerçekten çok travmatik bir durum hele de ilk gebelikler de başımıza gelince inanın çok üzülüyoruz. Gebeliklerin yüzde ellisi kadın gebe olduğunu bilmeden adetle atılır veya kimyasal gebelik dediğimiz bebek yerleşmeden gebelik sonlanabiliyor. Kalan yüzde ellinin yarısı gebeliğe ilerlerken diğer yarısı düşükle sonuçlanıyor. Düşüğü öngörmek bazı durumlarda mümkün tabi gebelik öncesi polikistik over sendromu gibi durumunu bilirsek progesteron tedavisine başlayabiliyoruz. Rahim ağzı kısalırsa rahim ağzına dikiş atabiliyoruz. Yani gebelik öncesi muayene ve yakın gebelik takibi çok önemlidir. Kadın Doğum Doktorunun bir telefon kadar anne adaylarına yakın olması gerekir. Aradığında ulaşmalı ve gerekli müdahaleyi ve elinden geleni hemen yapmalıdır.

    Haklısınız sağlıksız gebelik düşükle sonlanır, ilk 3 ay düşüklerin en sık nedeni genetik bozukluklardır ve anne rahmi sağlıksız bir gebeliği sonlandırmaya programlanmıştır. Bir de 2’den fazla tekrarlayan gebelik kayıpları vardır. Bunların gebelikten önce araştırılması herhangi bir pıhtılaşma bozukluğu varsa tedaviye gebelik öncesi ve sonrası başlanması çok önemlidir.    

     

    Çocuk sahibi olmak birçok insanın hayali ama kısırlıkta kimi zaman bazı hayatların realitesi oluyor maalesef…  Fakat tıp çok ilerledi ve artık çok çeşitli yöntemlerle başarılı sonuçlar alınabiliyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz…

    Ne yazık ki evli çiftlerin yaklaşık yüzde 15’i bu sorunla karşılaşıyor. Günümüzde çok yeni tedavi yöntemleri var ama en önemlisi varsa bir sorun onu doğru bir şekilde ortaya koymak. Çiftler 1 yıl korunmaksızın düzenli ilişkiye rağmen gebelik elde edemezse bu durumda vakit kaybetmeden doktora başvurmalılar. Özellikle 30 yaşından sonra yumurtalık rezervi azalmaya başlıyor. Son yıllarda kök hücre tedavisi ile yüz güldürücü sonuçlar var.  Gebelik oluşması için temel olarak üç önemli faktör var. Birincisi yumurta rezevi buna adetin 3. Günü ultrason ve hormonlarla bakıyoruz. İkincisi sperm analizi üçüncüsüde sperm ve yumurtanın buluşabilmesi için tüplerin açık olması ve rahmin normal olması gerekmektedir. Bunu da adet bitiminde rahim filmi çekerek anlıyoruz.

    Kök hücre ve yumurta rezervi konularından da bahseder misiniz okuyucularımıza?

    Kök hücre tüm hücrelere dönüşebilen ana hücremiz. Özellikle son yıllarda azalmış yumurta rezervi olan veya erken menopoza girip de çocuk istemi olan hastalar için yeni bir umut. Yumurta rezervinin yaşla azaldığını biliyoruz özellikle 30 yaş sonrası azalmaya başlıyor azalma hızı 35 yaşında giderek artıyor ve 40 yaş sonrası dramatik olarak düşüyor. Yumurta rezervine adetin 3. Günü yapılan ultrason ve hormon tahlili ile fikir sahibi olabileceğimiz gibi Antimüllerian Hormon (AMH) kan testi ile de bakabiliriz. AMH 0.5’in altında ise azalmış yumurta rezervini gösterir.




    Etiketler: Kayseri Haberleri Doç. Dr. Gökalp Öner Doğum Uzmanı Hamilelik Sezaryen Kayseri

    Tümü