• BİRİ BAŞARI MI DEDİ?

    15 Mayıs 2000!

    05:40:38 | 2016-05-18
    Hakan ÇİFTCİ
    Hakan ÇİFTCİ      hakanciftci38@hotmail.com

    Bu tarihte gazetecilik mesleğine başlamıştım.
    Dile kolay, aradan 16 yıl geçti.
    O zaman 19 yaşında idim.
    Meslek hayatına atıldığım ilk zaman Erciyesspor’un adı, Hacılar Erciyesspor idi. Kayserispor’da 1. Ligde şampiyonluk mücadelesi veriyordu.
    Alaattin Demirözü yönetimde 3. Lig Şampiyonu olan sarı-Lacivert renklere sahip olan Erciyesspor, 2. Lige yükselme başarısı göstermişti.
    Erciyesspor, bu sezon PTT Birinci Lig’e veda edince 16 yıl geriye düştü.
    O zaman Hacılar Erciyesspor olarak BOYDAK’ların büyük desteği vardı. Kayserili teknik direktörlere ve sporculara şans veren, inanmış insanlar, başarıya ulaşmıştı.
    Destek büyük olunca ve işi bilen insanların da artısıyla takım 2. Ligde de şampiyon olup, o zamanki adıyla 1. Lig’e, yani şu an ki ismiyle Süper Lig’e yükselmişti.
    Adı Kayserispor olsun diye Erciyesspor, yeniden İkinci Lig’e gönderilmiş ve tarihte eşi benzeri olmayan bir şekilde haksızlığa uğratılmıştı.
    Fakat, takım aynı sezon yine şampiyon olup, yeniden adını Birinci Lig olarak yazdırmış ve gerekli karınsızlara cevabını vermişti.
    O zaman, Erciyesspor ve Kayserispor, tarihinde ilk kez Birinci Lig’de oynama hakkı kazanmıştı.
    Her ne kadar da “kardeş” takım denilse de bir takım çevreler, “İki takım, bu şehre fazla” diyerek, önünü kesmeye az çalışmadı.
    Mesleğe başladığım yıl, Üçüncü Lig’de Elektrikspor vardı. Yine Erciyesspor’un adını ve şampiyonluğunu hazmedemeyen çevreler, Elektrikspor’u, hiçbir sebep yokken, kapısına kilit vurup kapatmıştı.
    Kayserili sporculara şans veren ve Kayseri’nin geleceği, adeta yok edilmişti. Erciyesspor’un adı çalındığı gibi çok büyük bir darbe de Elektrikspor’u kapatarak, gelmişti.
    Bunu unutmuyorum ve unutturmayacağım. Bir çok yazımda da şu an olduğu gibi “Tarihe kara leke” olarak adlandırılan Erciyesspor ve Elektrikspor’un yaşadığı bu haksızlığa karşı susmayacağım.
    Her neyse bu hamur çok su götürür, ondan dolayı zaman tünelini aşıp, şu ana gelmekte yarar var. Yoksa, dediğim gibi laf uzar ve birileri ciddi anlamda sıkıntı yaşar.
    Yıl oldu 2016!
    Erciyesspor, az önce de belirttiğim gibi 16 yıl geriye düştü. Bunda yönetimin ve Kayserili spor severlerin büyük rolü var.
    Takım, sahipsiz kaldı, destek çıkılmadı ve göz göre göre düştü.
    Neyse, bu konu hakkımda bir çok kez görüş belirttiğim için fazla uzatma ihtiyacı duymuyorum.
    Gelelim asıl meseleye!
    Kayserispor, çok zorlu bir virajdan başarıyla döndü(!)
    Başarı derken, altını çizmeden geçemeyeceğim, ama yazmadan da içim rahat etmeyen konular var, önce onları dile getirip, ardından da bu konuya değineceğim.
    Geçtiğimiz sezon PTT Birinci Lig’e açık ara şampiyon olarak tamamlayan Sarı-Kırmızılı temsilcimiz, sözde 69 Milyon TL borç ile zoraki olarak Recep Mamur’u verildi.
    Takım PTT Birinci Lig’e düşünce, bir çok genel kurulda aday olmayan, fakat gıyabınca başkan seçilen Recep Mamur, ne hikmetse Süper Lig’in adını duyunca başkan olası gelmiş ve koltuğa oturmuştu.
    Dediğim gibi bu kez ne hikmetse gıyabında değildi!
    Sezon başında geç kurulan yönetim ve takım, bu sezon öylesine zor virajlardan geçti ki sormayın.
    Sezon başında takım, birkaç oyuncu dışında sil baştan kuruldu.
    PTT Birinci Lig’de şampiyon olan Kayserispor, Recep Mamur’un gelmesiyle, daha önce stajyer olarak mesleğe atılan Tolunay Kafkas ile el sıkılmıştı.
    Kafkas, aynen Mamur gibi çok geç gelmişti.
    Geldiği ilk günden beri, sürekli şikayet içinde olan, halinden memnuniyetsiz bir şekilde isyan eden Kafkas, sözleşmesindeki “800 bin Euro” tazminatın verdiği rahatlıkla, sürekli oyunculara bağırıyor, çağırıyor, küfür ediyor hatta ve hatta kavga ediyordu.
    Allah’tan, başarısızlık tavana vurdu ve kendisi doğru olanı yaptı ve çekti gitti. Burada başarısızlığa değil, gitmesine sevinmek gerekiyor.
    Taraftarlara küfür eden, basınla arası limoni olan Kafkas, eğer şu an takımın başında kalsaydı; her gittiği takımda olduğu gibi yine başarısız bir lig geçirip, küme düşecektik.
    Neyse, bu konu da çok uzar.
    Öylesine futbolcular transfer edildi ki, sormayın!
    Sezon başında Bobo ve Nobre, giderken; Yakubu gibi futbol hayatı bitmiş, fakat sırf para almak için 90 kilo bir golcü alındı. Derley’i de buna eklemek de fark görmüyorum.
    Yakubu, başarısız olunca, kendisine kulüp bulunması istendi.
    Tecrübeli golcü, kulüp bulamayınca yeniden geldi ve aynı başarısızlığını sürdürdü. Devre arasında William Alves de Oliveira alındı.
    Kumaşı iyi olmasına karşın, Yakubu gibi varlık gösteremeyen Oliveira, tek gol bile atamadan sezonun bitmesine 3 hafta kala gönderildi.
    Oliveira’yı besleyecek bir oyuncu alınsaydı, bu futbolcu çok iş yapardı onu da belirteyim.
    Yönetimin başarısızlık zincirine Yakubu ve Oliveira’yı eklersek, ne dediğimi çok iyi anlayabilirsiniz!
    Kafkas’ın, başarısızlığı yönetimin de sonunu getiriyorken, hesapta olmayan istifa Hakan Kutlu’nun göreve gelmesiyle sonuçlandı.
    Hakan Kutlu da, aynen Kafkas gibi hangi takıma gittiyse başarı sağlayamamış, kendi halinde bir teknik direktördü.
    Kutlu, öylesine zor bir zaman geldi ki, adeta olmayan kariyerini riske attı.
    Kutlu’nun işi çok zordu.
    Kutlu’nun, 11 hafta galibiyet özlemi çeken, son 6 hafta gol atamayan, kendi sahasında en az puan toplayan, ligin en az gol atan takımının başında işi çok zordu. Geldiği ilk hafta Fenerbahçe’ye kaybeden kutlu, takımın gol sorununu çözemedi. Takım, giderek, düşme hattına gerilerken, 5 hafta sonra gol atmayı başardık. Önce Kasımpaşa’yı, ardından da Bursaspor’u mağlup ederek, bir anda kendimizi rahatlamış bir konumda bulduk.
    Kutlu, bir an da kahraman ilan edildi (!)
    Halbuki, Kayserispor, yerini garantilememişti. Erken havaya giren takım, Beşiktaş’a deplasmanda 4-0 mağlup olunca ve aynı hafta Eskişehirspor, galip gelince yeniden düşme korkusunu yaşamaya başladık.
    Deplasmanda Akhisar ile berabere kalmamız son haftalara avantajlı duruma girmemizi bir nebze de olsa sağlarken, iş Sivasspor maçına kaldı.
    Sivasspor da aynen bizim gibi ligde kalmayı hedefleyen dişli bir rakipti.
    Şehir, belediyeler, basın yayın, odalar, dernekler ve bir çok sivil toplum örgütleriyle ayağa kaldırılmaya çalışıldı.
    Yönetim, 1 yıl vizeli ücretsiz Passolig dağıtınca bir şeyler oluşmaya başladı.
    34 haftalık sezonda özellikle 3 büyüklerin maçlarında 200 TL’ye bilet satan yönetim, düşme korkusunu algılayınca çark ederek, böyle bir kampanyayı başlatmış ve başarılı olmuştu. Üstelik, fiyatlar 200 değil 2 TL oldu.
    Asgari ücretle hayatını idame ettiren Kayserililer, “Memleket meselesi” diyerek, 2 yıl başvurmadığı Passolig’e büyük oranda rağbet göstermiş ve Sivasspor maçında desteğini verdi.
    Kolu komşu, yönetimin bu kararını gülerek karşıladı.
    Herkes, “Yönetim, spor severleri ancak bu kadar enayi görür” görüşünde fikir birliğine varmış ve bu takımın amatörce yönetildiğine karar vermişti.
    Çok haklılardı!
    Maksat para kazanmak mı, yoksa adam gibi bu kulübü yönetmek mi?
    Bu sorunun cevabını eminim Recep Mamur ve yönetiminin vicdanen veremeyeceğini adımın Hakan olduğu gibi net bir şekilde söyleyebilirim.
    Neyse, lafı çok mu çok uzattım. İçimde çok şey kaldı.
    Sivasspor maçından sonra Kayserispor yönetimi ve yakın çevresi, sanki takım şampiyon olmuşçasına sevindi.
    Sevinmek, herkesin hakkı, fakat başarı gelmediğine göre, Mamur ve yönetiminin sevinmeye hakkı yok!
    Taraftarları bırakın stattan soğutmayı, futboldan uzaklaştıran bu sözde ticari zeka, artık bırakıp gitmeli.
    Beşiktaş, şampiyon oldu ve sabaha kadar sevinsin, kimse bir şey diyemez, ama özellikle de yönetimin sevinmeye hakkı yok.
    Bir sezonda yaklaşık 100 Milyon TL’nin döndüğü bu platformda ligde kalmaya seviniyorsanız, önce dönüp aynaya bakmalısınız.
    Konyaspor, Başakşehir gibi Avrupa Kupaları’na mı kaldınız da seviniyorsunuz?
    Bu sevinme, ne kadar aciz olduğunuzun da bir göstergesidir!
    Gelin, madem başarı sağladınız, bu taraftarları daha fazla enayi yerine koymayın da çekin gidin.
    Gitmeyeceksiniz, biliyorum, ama bari önümüzdeki sezon, yine 3 büyüklerin geldiği haftalarda biletleri 200 TL yapmayın.
    Kombine bilet fiyatlarını her bir kemsin alabileceği bir şekilde yapın da vatandaş sizin, sadece para peşinde olmadığınıza karar versin (!)
    Madem kalacaksınız, o zaman şimdiden adam akıllı transferler yapın.
    İskelet kadroyu koruyun ve işe yaramaz, ruhsuz futbolcuları gönderin.
    Amatörlükten çıkın ve sadece maddiyata dayalı bir yönetim anlayışından uzaklaşarak, hedefinizi Avrupa Kupaları olarak belirleyin.
    Süper Lig’in, başarılı ve isim yapmış oyuncularını transfer edin.
    Yakubu, Oliveira ve Adnene gibi bu tarz oyuncuları almayın.
    Şampiyon olamadınız, ama bari ligde kaldınız, hadi yine iyisiniz, başarılısınız başarılı (!)
    Burada Başakşehir’e ve teknik direktörleri Abdullah Avcı’ya ayrı bir parantez açmak istiyorum.
    Sizler ne güzel insanlarsınız öyle. Önce Şampiyonlukta hedefi olan Fenerbahçe’ye karşı galip geliyorsunuz ve taraflı tarafsız herkesin gönlünü kazanıyorsunuz.
    Ardından kümede kalma mücadelesini veren Eskişehir’i 90+2’de attığınız golle 2-1 mağlup edip, Avrupa Kupalarını garantilemiş olmanıza rağmen dik duruşunuzu devam ettiriyorsunuz.
    Gerek hatır, gerekse de parayla yapılan şikelere kulak asmadan rakip kim olursa olsun, galip geldiniz ve Türk futboluna adınızı altın harflerle yazdırdınız.
    Bence bu duruşunuz ile Şampiyon oldunuz. Allah, sizlerden razı olsun…
    Son olarak, Hakan Kutlu’yu övmek istiyorum.
    Tolunay Kafkas’ın enkazını kaldırıp, takımı düşürmemek, gerçekten de çok büyük bir başarı. Hakan Kutlu, kariyerinde ilk kez bir takımı kümede bırakma başarısı sağladı.
    Yönetim başarısız; fakat Hakan Kutlu, başarılı oldu.
    Bari, Hakan Kutlu’yu, önümüzdeki sezon tutun da adam akıllı bir karar vermiş olursunuz, vesselam.




    Etiketler:

    Tümü